HACILAR BAĞINA GİDİYORUZ Kayseri'de bağcılık ayrı bir keyiftir. Birçok Kayserili'nin şehir evlerinin dışında, yazın taşınarak keyfini sürdüğü bağları vardır. Her ne kadar taşınmasalar da, yazın çoğu zamanını babam bağda geçirir. Meyve ağaçlarını budamak, köklerini kireçlemek, sağda solda biten otları temizlemek onun için ayrı bir keyiftir. Bu yüzden yazın gelmesini dört gözle bekler. Fırsat bulup Kayseri'ye gittikçe hep birlikte bir bağ gezisi yaparız.
Erciyes'in eteklerinde yol alarak ilerliyoruz, yukarı doğru tırmandıkça hava dahada bir serinliyor.
Taşınmadıkları için babam evi yaptırmaya gerek görmemiş. Ev orjinal eski bir bağ evi. Sol tarafta tek göz bir oda, hemen yan tarafındaki kapı ise tokana adı verilen mutfak kısmı.
Küçükken aşırmalarla içinden su çekip kar suyu içtiğimiz, ama bağlara artık su geldiği için kullanılmayan emektar kuyumuz.
Bir köşede artık süs niyetine bekleyen ve yeni gelen çeşmeye gıptayla bakan taş çeşmemiz. Kuyudan suyu çekip üstünden içine doldurur, sonra da el yüz, bulaşık vs. yıkardık...
Arkadaki ev yine eski bir bağ evi, öndeki ne zaman kondurulmuş oraya anlayamadım!!!
Artık kullanılmayan komşunun evi
Yıkılmış tol ve ocaklık. Tol, ön kısmı açık olan ve oturulan yerdir, akşam yatarken ya kapalı odaya geçilir, ya damda yatılır ya da tolun önüne büyükçe bir örtü gerilirdi.
Komşunun artık bahçe sulamak için kullandığı eski kuyusu
Babamın bağ manzarası muhteşemdir. Bütün Kayseri ayaklar altındadır. Kuyunun başından bakılınca görünen bu manzara Kızıltepe ve arkasında Ali Dağı.
Bu da Küçük Kızıltepe
Ayrılma zamanı geldi
Yol üstünde yeni yapılmış bir köşk ve arkasında Erciyes
Bu gün cep telefonuma bir mesaj geldi, mesaj aynen şöyleydi:
“Türkiye 9 Mayıs 1950’de başlayan AB tam üyelik yolunda karalılıkla ilerliyor. 9 Mayıs Avrupa Günü’nüz kutlu olsun. “
Avrupa Günü’ymüş !!! Yani tam 59 yıldır, yani yarım asırdan fazladır AB’nin kapılarını tırmalıyoruz. Bu ne iştir?Bunu mu kutluyoruz yani!!!! Ne kadar azimli ve de sabırlı bir millet olduğumuzu görün. Biz böyle olacak bir millet miydik? Gülelim ağlanacak halimize,!!!!
Atatürk döneminde Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere nasıl üye olduğunu bilmeyen varsa buradan okusun ve ondan sonra da o zamanki durumumuzla şimdiki durumumuz arasındaki analizi iyi yapsın. Şimdi hangi durumda olmak isterdik siz karar verin:
“Bir Gazeteci Atatürk’e BM hakkındaki görüşlerini ve Türkiye’nin katılıp katılmayacağını sorar.
Atatürk “Katılmayı düşünmüyoruz” der. Ama ekler “Davet gelirse düşünürüz.”
BM yasalarına göre Katılmak isteyen ülkeler başvuruda bulunmak zorundadır.
Ama Mustafa Kemal’in bu sözü karşısın da derhal “O” yasa değiştirilir ve Türkiye BM ye davet edilir ve 1932 de Kurucu Üye sıfatı ile BM ye Türkiye Resmen Girer.”
Yıllar öncesinden Atatürk BM yi kendine yalvartıp onların yasasını TC Yasasına göre düzenletip davet ile girerken şimdi ne haldeyiz?
Lütfen özellikle de yakınlarımıza sinirlendiğimizde yaptığımız beddulara dikkat edelim. Annelerin çocuklarına ettiği beddular tutmaz derler. Bu tez bende çürümüş durumda!!!
Küçükken her çocuk gibi ben de yaramazlık yapardım. Tabii annemden de zılgıtı yerdim. Annem “ömrü kesilesice”, yüreğine inmeler inesice”, “boynu altında kalasıca” gibi sakatlık ve ölüm getiren beddualardan çok korktuğu için bana hep” yerin dibine gir inşallah” der, işi kökünden hallderdi
Yıllar sonra da duası mı desem, bedduası mı desem tutuverdi anneciğimin. Sayesinde meslek sahibi oldum Mesleğim ne mi? “Maden Mühendisliği !!!” Ah anneciğim ah! Sürünesice desen de aynı kapıya geliyordu zaten Kömür madenlerinde daracık bacalarda az mı sürünüp, islik kedisi gibi sadece dişleri ve gözleri parlar bir vaziyette kendimi kömür ocağından dışarı attım?
Zaten hep söylerdi, dayımla kavga ettikleri zaman hep, “Ağrı’nın dibiii” dermiş. Dayımda haliyle askerliğini Ağrı’da yapmış
Ben de bu konuda tecrübe yaşamış birisi olaraktan çocuklarıma kızdığım zaman hep,”büyük adam olasınız inşallah, büyük büyük yerlere gelirsiniz inşallah” diyorum.
Düşündüm ki büyük başın derdi büyük olur.İyi mi diyorum, yoksa kötü mü, onu da bilemiyorum!!!
Üniversitede okurken 4 sene boyunca kız öğrenci yurdunda kaldım. Gün geçmiyordu ki ilginç bir olay olmasın. Allah kendilerinden razı olsun temizlik görevlileri işlerini çok iyi yapıyorlardı. Yalnız bir dertleri vardı, tuvalet aynalarındaki ruj lekeleri…rengarenk yağlı ruj izlerini aynadan temizlemek işkence haline gelmişti. Her gün kim yapıyorsa, makyajını bitirdikten sonra, aynayı öpücüklere boğup gidiyordu.
Bir gün yurdun müdire hanımı hepimizi topladı. Temizlik görevlileri de ordaydı.Bize uzunca bir nasihat ettikten sonra:
-Bakın arkadaşlar, bu yurt hepimizin, hep birlikte yaşıyoruz burada, arkadaşlar da ellerinden geldiği kadar temiz tutmaya çalışıyorlar. Fakat ne var ki, aynalardaki bu ruj lekeleri bizleri canımızdan bezdirmiş durumda. Onlar ne kadar zor temizleniyor biliyor musunuz? Nasıl temizlediklerini arkadaşlar göstersin isterseniz.
Daha sonra temizlik görevlilerinden birisi eline lavabo fırçasını aldı, lavaboyu bir güzel fırçaladıktan sonra, aynı fırçayla başladı aynayı ovalamaya.
Herkesin gözleri faltaşı gibi açılmış temizlik işlemini izliyordu, diğer taraftan müdire hanımın kıs kıs güldüğü de gözümden kaçmadı hani.
O günden sonra aynalarda tek bir leke izine rastlamadık. Hadi sıkıysa şimdi öpün bakalım….))))))
Arkadaşlarla beraber ayda bir defa gün yapmaya karar verdik. Ama bu sefer günlerimizi evde değil de, her seferinde değişik lezzetler tatmak üzere Ankara’nın değişik restoranlarında yapıyorduk. 10-15 kişilik gruplar halinde gittiğimiz restoranları o gün için zengin ediyordukJ
Neler yemiyorduk ki, artık aldığımız kalorileri siz hesap edin…..
Yine birinde yöresel yemekler yapan güzel bir yer bulduk. Siparişlerimizi verdik, aman Allah’ım ne lezzetler ne lezzetler !!! Gelsin yaprak sarmaları, gitsin içli köfteler…Her lezzetten bir parça. Masanın üstünde neredeyse boş yer kalmadı. Siparişler geldikten sonra garson sordu:
-İçecek ne alırdınız hanımlar ?
Biz hep bir ağızdan:
-Diyet kola, dedik.
Garson bir sipariş ettiklerimize baktı, bir de bizlere, bıyık altından gülerek:
- Tabiî ki efendim diyerek gitti.
Sonra bizde kendi halimize güldük tabiî ki, sen o kadar kaloriyi al, sonra da diyet kola iç, aldığımız kalorileri eritecek sanki.
-Garson, bana bir adana, bir künefe, bir de diyet kola, ama en diyetinden olsun lütfen!!!