FRANSIZLAR YENI BULUSLARI OLAN UÇAGI TANITMAK IÇIN TÜM ULUSLARDAN KATILIMCILARI DAVET EDERLER...HERKES BÖYLE BIR ICATIN GERÇEKLESMIS OLMASI NEDENIYLE SASKIN VE MERAKLIDIR...
DÖNEMIN OSMANLI HÜKÜMETINE DE KATILIMCI IÇIN HABER GÖNDERILMIS... HÜKÜMET ICATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALI RIZA PASA YI GÖNDERELIM O MERAKLIDIR DEMISLER... VE DERHAL SARAYA ÇAGIRMISLAR...
KENDISINE FRANSIZLARIN BULUSUNDAN BAHSETMISLER VE OSMANLI YI TEMSILEN GITMESINI ISTEMISLER... ALI RIZA PASA BU NU BIZ YAPMALIYDIK DEMIS IÇINDEN HAYIFLANARAK...
YALNIZ DEMISLER PASA YA DAVET 2 KISILIK YANINA 1 KISI DAHA AL ONU DA SEN BELIRLE DEMISLER...
ALI RIZA PASA BIRAZ DÜSÜNMÜS VE BIR DELIKANLI VAR ONU GÖTÜREYIM DEMIS...
NEYSE ALI RIZA PASA VE DELIKANLI PARIS'IN YOLUNU TUTMUSLAR... PARIS'TE OTELE YERLESMISLER...VE BULUSUN GÖSTERILECEGI GÜN KALABALIK MEYDAN VE PIST HERKES MERAKLA BEKLIYOR..DERKEN PILOT HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GIYIYOR BIR DE GÖZLÜK TAKIYOR...UÇAK HAVALANIYOR...
PARENDELER TAKLALAR MANEVRALAR MÜTHIS BIR GÖSTERI... PISTE INIYOR... ALKISLAR ARASINDA INIYOR UÇAKTAN... HERKES KISKANÇ AMA SASKIN .... BIR YETKILI BIR GÖNÜLLÜ ISTIYOR.. PILOTUN ARKASINDA ONA ESLIK EDEBILECEK CESARETI OLAN..
BIZIM DELIKANLI ATILIYOR.. BEN BEN... TAMAM, DENIYOR VE DELIKANLIYAGÖZLÜK VE MONT VERILIYOR... DELIKANLI MONTU GIYIYOR GÖZLÜGÜ TAKIYOR.. KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE IKEN ALI RIZA PASA KOLUNDAN TUTUYOR..
BOSVER SEN BINME BIRAK BASKASI BINSIN DIYOR...NEDEN DIYE SORUYOR DELIKANLI BIRSEY MI HISSETTINIZ.. YOK, SEN YINE DE BINME EVLAT DIYOR... DERKEN BASKASI BINIYOR UÇAGA..UÇAK HAVALANIYOR
DELIKANLI ÖFKELI PASA YA ... PARANDELER..MANEVRALAR.. DERKEN UÇAK ALEV TOPUNA DÖNÜYOR VE PISTE ÇAKILIYOR..2 ÖLÜ...
DELIKANLI PASAYA BAKIYOR HAYRETLER IÇINDE...
PASA MAGRUR VE MUTLU BIR INSANI KURTARDIGI IÇIN...AMA BIR BASKASI ÖLMÜSTÜ....
AMA KURTARDIGI BIR INSAN DEGILDI.... BIR ULUSTU...ÇÜNKÜ DELIKANLI
MUSTAFA KEMAL’İN GÖNÜL HİKAYESİ Mustafa Kemal’in az bilinen, “çok masum bir gönül hikâyesi”ni anlatacağım.
Selanik’te öğrenci iken, Nadire diye bir komşu kızı varmış. Ciğerlerinden hasta olan bu kız Mustafa’ya pek hayranmış. Her geçişinde pencereye koşar, ona bakarken yüzünü al basarmış. Bir gün komşu kızı Hatice’ye açılmış: “Mustafa Bey, öteki arkadaşlarına hiç benzemiyor” demiş. Bu gizli sevdayı Mustafa’ya hissettirmeye karar vermişler. Hatice, Zübeyde hanımların evine girer çıkarmış. Bir cuma, ailece oturmaya gitmişler. Mustafa evde yokmuş. Hatice, üst kattan bir şey getirmesi istendiğinde aklındaki planı uygulamaya koymuş. Sofadan geçerken, saksı içindeki kırmızı karanfillerden birini gizlice koparmış. Mustafa’nın üst katta soldaki yatak odasına dalmış. Karyolasının başucundaki masanın üzerinde açık duran tarih kitabının üzerine karanfili bırakmış. Korkudan titreyerek koşar adım aşağı inmiş. Çiçeğin Nadire’den geldiğinin anlaşılacağına eminmiş. Az sonra Mustafa eve gelmiş. Zübeyde Hanım’ın ve Hatice’nin annesinin ellerini öpmüş. Hatice’nin de elini sıkmış. O dönem Türkler arasında el sıkma âdeti olmadığından Hatice şaşırmış biraz… Zaten gizlice bıraktığı çiçekten dolayı pek heyecanlıymış. Mustafa bu heyecanı hissetmiş; gözlerini Hatice’nin gözlerine dikmiş. Küçük kız ne yapacağını bilememiş. Mustafa “Ders çalışmam lazım” deyip yukarı çıkmış. Çıkar çıkmaz da tekrar aşağı indiği ayak seslerinden anlaşılmış. Hatice kalbinin duracağını hissetmiş. Çünkü, geldiğinde Mustafa’nın elinde o kırmızı karanfil varmış. “Bu çiçeği benim kitabımın arasına kim koydu?” diye bağıracak diye çok korkmuş Hatice… “Ben ettim, sen etme” der gibi bakmış ona… Mustafa, Hatice’yi müstehzi gözlerle süzdükten sonra dışarı çıkmış. Hatice hemen gidip olanları Nadire ablasına anlatmış. “Ölüyordum korkudan. Bir daha beni böyle işlere sokmayın” diye yalvarmış. Nadire, çiçeğinin adresine ulaşmasının keyfiyle beklemeye başlamış. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bir gün Hatice, Zübeyde Teyze’sinin kendisini oğlu Mustafa’ya istediğini öğrenmiş. Ama Hatice’nin annesi, Mustafa asker olup uzaklara gidecek diye bu izdivaca yanaşmamış. Konu kapanmış. Mustafa, Harbiye’de okumak için İstanbul’a gitmiş. Lakin annesine gönderdiği her mektubun altına “Hemşiremiz Hatice Hanım’a da mahsus selamlar ederim” cümlesini eklemeyi hiç ihmal etmemiş. Harbiye’den erkânıharp yüzbaşısı olarak çıktığında Hatice’yi yeniden istetmiş. Bu kez Hatice’nin ailesi razı olmak üzereyken sarayda çalışan bir ahbapları onları uyarmış: “Ben, onun hakkında saraya gelen jurnalleri okudum. İstikbali çok karanlık. Aman uzak durun” demiş. Hatice’nin annesi, kızını alelacele bir başkasıyla evlendirmiş. Yıllar geçmiş. Mustafa Kemal, “Atatürk” olmuş Evlenip çoluk çocuğa karışan Hatice, yaşadıklarını 1920′lerde bir kış günü, Kocaeli’nde Maarif Müdürü olan apartman komşusu Münir Hayri Bey’e anlatmış. Münir Hayri, daha sonra sinema tahsili için yurtdışına gitmiş.Döndüğünde Atatürk kendisinden hayatını perdeye yansıtacak bir senaryo yazmasını istemiş. Senaryonun esaslarını da bizzat dikte ettirmiş. “Filme başka neler koymalıyız?” diye sorduğunda Münir Hayri, biraz da çekinerek, “Her filmde kadın ve aşk unsuru aranır, bilmem nasıl emredersiniz” demiş ve yıllar önce Hatice’den dinlediği hikâyeyi Atatürk’e nakletmiş. Hatırlamış Atatürk; gülmüş: “Ben, Hatice’nin o karanfili kendi hesabına koyduğunu sanmıştım” demiş. Ve devam etmiş: “Hatice zekâsı, güzelliği ve terbiyesiyle örnek bir kadındı. Her vakit hayatımın en değerli hatıraları arasında kalacaktır.” Sonra Nadire’yi de hatırlamış: “O kızcağızı da bir kâtiple evlendirdiler. Sonra öldü.” Hazin değil mi? Devamı var: Birkaç gün düşündükten sonra Münir Hayri’yi yeniden çağırmış Atatürk: “Tamam” demiş; “Bizim çocukluk hikâyesini filme koyalım. Yalnız Hatice’nin ismini koymayalım. Bu, çok masum ve hiç de şerefsiz olmayan bir hikâyedir, ama belki Hatice’nin torunları filan istemezler.” Münir Hayri’nin senaryosu “Ben Bir İnkılap Çocuğuyum” adını taşıyordu; Atatürk rahatsızlandığı için çekilemedi. Hatice mi? Son sürprizimiz de bu: Hatice Hanım milletvekili seçildi ve Meclis’e girdi. Torunları hayatta mıdır acaba?
Kayseri Atatürk’ün en fazla ziyaret ettiği şehirlerden biridir. 1919-1934 tarihleri arasında dört kez Kayseri’yi ziyaret etmiş ve her seferinde daha da artan bir coşku ile karşılanmıştır.
İlk Ziyaret
Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa ve Heyet üyeleri, Kayseri-Kırşehir üzerinden Ankara’ya gitmek üzere, 18 Aralık 1919 Perşembe günü karlı bir havada, Sivaslılar’ın sevgi gösterileri arasında Sivas’tan hareket etmişler ve 19 Aralık 1919 Cuma günü akşamı Kayseri’ye gelmişlerdir. Kayserililer hava soğuk ve karlı olmasına rağmen; yaya, atlı, arabalı olmak üzere, Çifte Kümbedler, Kumarlı ve Kayırhan’a kadar yolun iki tarafını doldurarak, milli bir kahramana layık şekilde Mustafa Kemal Paşa ve dava arkadaşlarını karşılamışlardır. Akşam vakti kar yavaş yavaş yağarken Mustafa Kemal Paşa’nın otomobili görünmüştür. Çifte Kümbedler’de otomobilinden inerek Kayserilileri selamlayan Mustafa Kemal Paşa yanında Rauf Bey ve diğer heyet üyeleri olduğu halde, atlı birliklerin içinde yoluna devam etmiştir.
Türk Bayraklarıyla süslenmiş ve yediden yetmişe Kayseri halkının doldurduğu caddelerden, halkı selamlayarak geçen Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler ikametlerine tahsis olunan Sivas Kapısı’ndaki İmamzade Reşid Bey’in evine inmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa’nın Heyet-i Temsiliye Reisi olarak Kayseri’ye gelişini; “Irâde-i Milliye” ve “Adana’ya Doğru” gibi gazeteler halka duyurmuşlardır. Heyet-i Temsiliye’nin Kayseri’ye gelişini, heyet üyesi Mazhar Müfit Kansu ve Sivas Kongresi Kayseri delegesi Ahmed Hilmi Kalaç Beyler de uzun uzun aktarmışlardır.
İlk misafirlik sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın yanında ev sahibi İmamzade Reşid Bey, Faik Selen Bey, İbrahim Safa Bey bulunmuşlardır. Mustafa Kemal’in yol arkadaşları arasında ise; Rauf Orbay ve Mazhar Müfid Kansu’dan başka, Hakkı Behiç Bey, Binbaşı Hüsrev Gerede, Dr. Refik Saydam ve Yaver Cevat Abbas Beyler’in bulundukları bilinmektedir.
(Bence vasiyetnamede eksiklik var, hepsi bu kadar değildir sanırım)
Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:
1.Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2.Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda 1000, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 Lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki 100’er Lira verilecektir.
3.Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.
4. Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5. İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6. Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.